Küresel piyasalardaki ekonomik çalkantılara ve tedarik zincirinde yaşanan aksamalara rağmen, hidrojen sektörü benzeri görülmemiş bir yatırım dalgasıyla büyümeye devam ediyor. Mevcut sanayi kollarının dönüşümüyle birlikte hidrojen, geleceğin en kritik temiz enerji taşıyıcısı olarak konumlanıyor.
Yenilenebilir kaynaklar kullanılarak gerçekleştirilen suyun elektrolizi yöntemiyle üretilen yeşil hidrojen, maliyetlerin hızla düşmesi sayesinde pazarın büyümesini doğrudan tetikliyor. Önümüzdeki on yıllık süreçte küresel pazar büyüklüğünün yarım trilyon dolara ulaşarak yeni bir endüstriyel devrime öncülük etmesi bekleniyor.
Karbon Vergileri ve Sektörel Hedefler İvme Kazandırıyor
Sektördeki bu devasa büyümenin temel itici gücü olarak küresel iklim taahhütleri ve uygulamaya konulan karbon vergileri öne çıkıyor. Yapılan projeksiyonlara göre, yeşil hidrojen segmentinin 2035 yılına kadar 103 milyar dolarlık bir pazar oluşturması, rafineri segmentinin ise 250 milyar dolarlık hacme ulaşması öngörülüyor.
Linde, Air Liquide ve Shell gibi enerji dünyasının dev aktörleri şimdiden büyük bir kapasite yarışına girmiş durumda. 2030 yılına kadar devreye alınması taahhüt edilen düşük emisyonlu hidrojen projelerinin yaklaşık yüzde 90'lık büyük bir kısmı Çin, Avrupa, Hindistan ve Kuzey Amerika coğrafyasında hayata geçiriliyor.
Dev Projeler ve Küresel Kapasite Artışı
Çin'de devreye alınan 500 megavatlık tesis şu anda dünyanın en büyük operasyonel elektrolizörü unvanını elinde bulunduruyor. Öte yandan, Suudi Arabistan'da inşa edilen NEOM projesinin ise 2,2 gigavatlık devasa bir kapasiteye ulaşması hedeflenirken, küresel ölçekte 15 milyon ton üretim kapasitesine sahip geniş bir proje hattı kuruluyor.



